İZMİR ARKEOLOJİ MÜZESİ
İzmir ve çevresinin tarihi ve arkeolojik varlıklarının zenginliği,bu
yörede bir çok kazıların yapılmasını sağlamış ,kazı sonuçlarında
ortaya çıkan eserlerin müzede toplanıp sergilenmesi çalışmalarına
İzmir Valisi Kazım Dirik öncülüğünde başlanmıştır. İzmir'de
ilk müze Eski Eserler Müfettişi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi
Müdürü Aziz Ogan ile İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürü Selahattin
Kantar'ın birlikte çalışmalarıyla Müze Binası olarak Basmane(Kapılar),1886
yılında yapılan "AYAVUKLA KİLİSESİ " kullanılmıştır.O
tarihte müzenin adı " ASAR-I ANTİKA MÜZESİ " dir.Atatürk
1931 yılında müzeyi ziyaret etmiş ve hatıra defterine şunları
yazmıştır.
" İzmir Asar-ı Antika Müzesi'ni gezdim.Büyük himmet ve dikkatle istifadeli
hale getirilmiş,memnun oldum"
Müze daha sonra 1943 yılında " Arkeoloji Müzesi " adını
almıştır.Başlangıçta sayıca az olan eserler kilise binası içinde
sergilenebiliyordu.Zamanla artan eserler,kilise binasının her
iki katını doldurmuş,mermer eserlerin büyük kısmı bahçede sergilenmiştir.Yığın
halindeki eserlerle müze zamanla bir depo görünümünü kazanmıştır.Bu
nedenle 1951 yılında Kültür Park'daki " MAARİF PAVYONU " Basmane
Müzesi'ndeki seçme eserlerle düzenlenerek ziyarete açılmış,müzedeki
eserler kısmen bölge ve kısmen şehir sistemine göre sergilenmiştir.
Her iki müzede Bahri Baba Parkı içerisinde modern " İZMİR
ARKEOLOJİ MÜZESİ " nin açılışına kadar hizmet vermiştir.1980
yılında yapımına başlanan İzmir Arkeoloji Müzesi,11 Şubat 1984'de
açılmıştır.Müzede Basmane Müzesi'ndeki eserlerle Kültürpark Müzesi'ndeki
eserler ve müze depolarında bulunan bugüne kadar hiç sergilenmemiş
eserler vardır.İzmir tarihine ışık tutan bu eserler temsil ettikleri
devirlerin en seçkin eserlerini oluşturmaktadır.Müze binası 5.000
metre karelik bir alan üzerinde müze ve idari binası olarak iki
kısımdan meydana gelmektedir. Dört katlıdır. Modern teşhir salonları,
konferans salonları, laboratuarları, kitaplığı, fotoğraf atölyesi,
depoları ile her türlü gereksinimine yanıt verecek konumda yapılmıştır.Sergilemede
eserlerin fazlalığından kaçınılmıştır.Teşhir Salonları üç kata
yayılmıştır.
ÜST KAT TEŞHİR SALONU: Müzenin bu salonunun birinci galerisindeki
eserler, Batı Anadolu'nun çeşitli yerlerinde bulunmuştur.Cam,bronz,yüzük
taşları ve pişmiş topraktan yapılmış heykelcik,çanak çömlek
ve kandil gibi küçük boydaki eserler guruplandırılarak sergilenmiştir.Bunlar
tarih öncesi çağlardan bizans dönemi sonuna kadar kronolojik
bir düzen içerisinde yer almıştır.Eserlerin buluntu yerleri
kesin olarak bilinmemektedir.Bu eserler müzeye bağış,müsadere,satın
alma yolları ile mal olmuş eserlerdir.Teşhir Salonu'nun ikinci
galerisindeki eserler,yerleri kesin olarak bilinen ve ilim
adamları tarafından yapılan arkeolojik kazılar sonucu ortaya
çıkmış eserlerdir.Bunlar da eğitici ve öğretici olması amacıyla
kendi içlerindeki kronolojik düzen içerisinde sergilenmiştir.Bu
kısımdaki eserler,Eskiizmir,Çandarlı,Myrina,Foça,Erytrhrai,İasos
antik kentlerinde yapılmış olan arkeolojik kazılarda ortaya
çıkarılmış eserlerdir.Ayrıca bu katta hazine dairesi bulunmaktadır.Bu
bölümde altın mezar hediyeleri,cam ve bronz eserlerle,Halikarnas'ta
bulunmuş olan bronz Demeteri görülebilir.Vitrinlerin bir
kısmı Yunan ve Roma devirlerine ait altın sikkeler ve Venedik
Dukalığı sikkeleriyle düzenlenmiştir.
ORTA KAT TEŞHİR SALONU: Müzenin giriş katı olan bu bölümde
mermerden yapılmış heykel ve büstler ile heykel başı portler
sergilenmektedir.Salondaki bu eserler üst katta olduğu gibi
kronolojik bir düzen içerisindedir.Salonlarda bulunan 8 adet
vitrin içinde yine mermerden yapılmış küçük boylardaki eserler
kendi aralarında gruplandırılarak teşhir edilmiştir.
Salonun girişindeki Erythrai'de bulunmuş olan Kore Heykeli antik
çağdaki büyük boy mermer heykellerinin ilk örneklerinden olması
nedeniyle Kyme'de bulunmuş olan bronz atlet heykeli ise bulunan
bronz örnekler olduğundan ayrı bir önem taşımaktadır.
ALT KAT TEŞHİR SALONU: Bu katın bir bölümü Mezar kültüne
ayrılmıştır.MS. 1.yüzyılda yaşamış İmparator Domitianos'un
başı ve kolu dikkati çeker.Yapıldığı tarihte 7.20 metre yüksekliğinde
gövdesi ağaçtan yapıldığından elimize ancak başı,kolları
ve ayakları geçmiştir.Diğer bölümlerde çeşitli tarihlerde
pişmiş toprak ve mermerden yapılmış lahitler ve mezar stelleri
sergilenmektedir.Lahitler arasında antik dünyada lahitleriyle
ün yapmış,pişmiş toprak Klozomenai Lahitleri görülebilir.Salondaki
genç Hellenistik mezar stelleri dünyanın en zengin kolleksiyonlarındandır.Hellenistik
devrin önemli yapılarından " Belevi Mezar Anıtı " tavan
kaset kabartmaları da bu salondadır.Salonun sonunda tamamen
İzmir kentinin merkezinden kalmış olan " Agora Ören
Yeri " nde bulunan Poseidon,Demeter ve Artemis'den meydana
gelen yüksek kabartma heykel grubu güzel olduğu kadar İzmir'de
bulunmuş olması nedeniyle salonun çarpıcı örnekleri arasında
yer alır.Bu görünümü ile İzmir Arkeoloji Müzesi ,Batı Anadolu'nun
Prehistorik çağlardan bugüne kadar geçirdiği uygarlıklar
ve kültür dönemleri hakkında yeterince bilgi vermektedir.Ayrıca
antik devirlerin sanat anlayışını ve bu alandaki üstünlüğünü
de örnekleriyle sergileyen Türkiye'nin belli başlı Müzeleri
arasında yerini alır.
Bugün Arkeoloji Müzesi'nde 10 bin 90 arkeolojik eser,1256
adet etnografik eser,11 bin 639 adet sikke,12 tablet,77 mühür,330
Şer-i mahkeme sicili olamk üzere toplam 23 bin 404 eser bulunmaktadır.1985
yılında müze tarafından 50 arkeolojik,12 etnografik,14 sikke
eser alınmış 200 arkeolojik eser ile 1068 sikke kazı sonucu
bulunmuş,13
arkeolojik eser,8 etnografik eser ve 157 sikke müsadere yoluyla
müzeye kazandırılmıştır.Ayrıca 1 arkeolojik eser ve 145 sikke
hibe edilmiştir.Müzeyi 1989 yılında 31 bin 852 yerli,29 bin
116 yabancı olmak üzere 60 bin 968 kişi gezmiştir.
ATATÜRK MÜZESİ
Büyük Zafer'in arkasından Atatürk'ün İzmir'e gelişinde Başkomutanlık
Karargahı olarak seçtiği Birinci Kordon 248 numaradaki binadır.İzmir
Belediyesi'nce 1940 yılında " İzmir Şehri Atatürk Müzesi " olarak
adlandırılmıştır.10 Eylül 1941 günü törenle hizmete açılmıştır.Atatürk
Müzesi'nde başlangıçtan bu yana pek az noksanı ile Meclis
Tutanakları,sesli devrim tarihi arşivi,Ata'nın kendi sesiyle
meclis,parti kurultayı,bayram söylevleri,Atatürk için yabancı
devlet büyüklerinin,yazarlarının ve yakın arkadaşlarının
konuşmaları vardır.Atatürk ve Milli Mücadeleye katılmış kahramanların
anılarını yansıtan bir fotoğraf sergisi de bulunmaktadır.Müzede
Ata'nın yatağı,çalıştığı,konuklarının kaldığı odalar aynen
korunmaktadır.Duvarlarda Milli Mücadele tabloları çoğunluktadır.
RESİM ve HEYKEL GALERİSİ MÜZESİ
Müze 1952 yılında Resim ve Heykel Galerisi adıyla Kültürpark'ta
hizmete açılmıştır.Vilayet-Belediye-Üniversite dayanışması
sonunda 29 Ekim 1973'de Konak Modern Müze ve Sergi Galerisi
yapılmıştır.3 yönde faaliyet göstermektedir.
MÜZE OLARAK : Bu bölümde Tnzimat Dönemi'nden günümüze kadar gelen
Türk Resim ve Heykel örnekleri sergilenmektedir.
SEGİ OLARAK : Bu salonda sanatçıların başvuruları üzerine eserler
seçici kurul tarafından değerlendirilir.
ATÖLYE OLARAK : Bu bölümde halka sanat zevkini aşılamak amacıyla
çalışmalar sanatçı öğretmenlerle sürdürülmektedir.Resim ve seramik
kursları gibi kurslarda verilmektedir.
ETNOGRAFYA MÜZESİ
Etnografya Müzesi binası 19.yy başlarında Neoklasik tarzda
meyilli bir teras üzerine inşa edilmiştir.1831 yılında veba
hastalarına ait St.Roch hastanesi olduğu,1845 yılında Fransızlar
tarafından onarıldığı ve bu tarihten sonra fakir hırıstiyan
ailelerinin bakımına tahsis edilen bir kurum olduğu bilinmektedir.Daha
sonra Hıfzıssıhha Müessesesi ve Sağlık Müdürlüğü hizmet binası
olarak kullanılmıştır.31 Aralık 1984 tarihinde Kültür ve
Turizm Bakanlığı'na Etnografya Müzesi olarak düzenlenmek
üzere devredilmiştir.1985-1988 yıllarında restore edilerek
Etnografya Müzesi olarak hizmet üretmeye başlamıştır.Müze
binası zemin kat üzerine 3 katlı olarak inşaa edilmiştir.Birinci
ve ikinci katlarda teşhir salonları,üçüncü kat depo,laboratuar,fotoğrafhane
ve büro olarak hizmete sunulmuştur.Teşhirde İzmir ve yöresinin
19. yüyıldaki sosyal yaşamından kesitler verilmesi amaçlanmıştır.Bu
nedenle endüstrileşme ile birlikte bugün yer yer terkedilen
tenekecilik,nalıncılık,çömlekçilik,gözboncukçuluğu,tahta
baskıcılık,halı dokumacılığı,urgancılık,keçecilik ve saraciye
gibi el sanatlarımızın tanıtılması düşünülmüştür.Konular
fotoğraf ve tanıtım panolarıyla anlatılmıştır.
BİRİNCİ KAT TEŞHİRİ: Sağda
birinci bölümde 19.yy'da misafir odası,el işlemeleri,hamam
takıları ile ikinci
bölümde gözboncuğu
fırını ve örenkeleri,tahta baskıcılık örnekleri,İzmir ilinin
ilk Türk Eczanesi (İttihat Eczanesi),keçecilik,nalıncılık ve
tenekecilik sergilenmiştir.İzmir'in meşhur şerbetçisi bu bölümde
yaşadığı yüzyıldan bizi selamlar.Üçüncü bölümde çömlek çarkı
ve mamülleri saraciye,deve maketi ile deve güreşleri,halk oyunları
ve efe giysileri tanıtılmıştır.Salonların iç kısmında yer alan
koridordaki vitrinlerde para keseleri,sedef kakmalı eşyalar,cam
ve opalin eşyalarla,el işlemeleri teşhir edilmiştir.
İKİNCİ KAT TEŞHİRİ: Sağda
birinci bölümde 19.yy. gelin başları,kadın süs eşyaları,gelin
odası,gelinlikler vitrini,sünnet
odası,oturma
odası,mutfak malzemeleri,el yazması kitaplar,Osmanlı Devri
sikke'lerivle bazı takımlar teşhir edilmiştir.Üçüncü bölümde
Osmanlı devri
ok,yay,kama,süngü,mızrak,tabanca ve tüfek gibi savaş malzemeleri,çoğunluğu
Ege Bölgesi'ne ait halı,kilim,sicim,heybe,torba gibi dokuma
örnekleri ile halı tezgahı sergilenmiştir.Salonların iç kısmında
yer alan
koridordaki gömme vitrinlerde gelin yorganı,el işleme örnekleri,çeşmibülbüller,şerbet
takımı,erkek keyif eşyaları,çini ve porselenler yer almaktadır.Müzeyi
1989 yılında yerli 11 bin 356,yabancı 3583 olmak üzere toplam
14 bin 939 turist ziyaret etmiştir.
İZMİR - AGORA
Agora etimolojik olarak şehir meydanı, çarşı, pazar yeri
demektir. Ticarî, adlî, dinî, siyasî fonksiyonları olan agora,
sanatın
yoğunlaştığı, felsefenin temellerinin atıldığı; stoaların,
anıtların, sunakların, heykellerin bulunduğu yerdir. Tüccarların
kalbidir.
İzmir'in Namazgâh semtinde bulunan agora, Roma Döneminden
(M.S. 2. yüzyıl) kalmadır ve Hippodamos şehir planına göre
merkeze yakın yerde üç kat halinde inşa edilmiştir. İzmir
agorası İon agoralarının en büyük ve en iyi korunmuş olanıdır.
1932-1941 yılları arasında Rudolf Naumann, Prof. F. Miltner
ve İzmir Efes müzeleri müdürü Selahattin Kantar tarafından
yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan
İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x
180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa
edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı
olduğu anlaşılmıştır.
Uzun yıllar aradan sonra Kültür Bakanlığı'nın izni, İzmir
Valiliği ile Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'nün işbirliğiyle
agorada son dönem kazıları 5 Ağustos 1996 tarihinde başlatılmıştır.
Agora'nın güneydoğu yönünde, 1980'li yıllarda yanan Misak-ı
Milli İlkokulu'nun ihata duvarı yıkılıp 2835 m²lik bu alanın
agoraya katılmasıyla agoranın alanı 16590 m²ye çıkmıştır.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin sponsorluğunda devam eden
agora çalışmaları; agora meydanı, kuzey kapısı bazilika altı,
batı yapısı (stoa), antik çarşı olmak üzere beş yerde kazı,
restorasyon, arkeolojik temizlik ve çevre düzenlemesi şeklinde
sürdürülmektedir.
Söz konusu çalışmalarda agoranın kuzey kapısının bulunmasıyla
en önemli iş gerçekleştirilmiştir. Burada bulunan Tanrıça
Vesta kabartmasının ilk dönem kazılarda çıkarılan Zeus sunağı
kabartmalarının devamı olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca Tanrı
Hermes, Dionysos, Eros, Herakles heykelinin yanı sıra pek
çok erkek-kadın-hayvan heykeli, baş, kabartma, figürin vb.
mermer, taş, kemik, cam, maden ve pişmiş topraktan eserler
ele geçirilmiştir. Burada yeni bulunmuş yazıtlar M.S. 178
yılındaki İzmir depreminde kente yardım edenler hakkında
bilgiler vermektedir.

SELÇUK EFES MÜZESİ
T.C. Kültür Bakanlığı adına Efes'teki arkeolojik araştırmalardan,
düzenleme, kontrol ve koruma çalışmalarından sorumlu olan
Efes Müzesi, Efes ve yakın çevresinde bulunan Miken, Arkaik,
Klasik,
Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine
ait önemli eserlerin yanı sıra kültürel faaliyetleri ve ziyaretçi
kapasitesi ile de Türkiye'nin en önemli müzelerinden biridir.
Efes'teki ilk arkeolojik kazılardan sonra 1929 yılında depo
işlevinde kurulmuş, 1964 yılında yeni bölümün inşası ile
genişleyen Efes Müzesi sonraki yıllarda sergi değişiklikleri
ve yeni ekler ile sürekli gelişmiştir.
Efes Müzesi'nin ağırlıklı olarak bir antik kentin eserlerini
sergileyen müze olması nedeniyle kronolojik ve tipolojik
bir sergileme yerine eserlerin buluntu yerlerine göre sergilenmeleri
tercih edilmiştir. Buna göre salonlar Yamaç Evler ve Ev Buluntuları
Salonu, Sikke ve Hazine Bölümü, Mezar Buluntuları Salonu,
Efes Artemisi Salonu, İmparator Kültleri Salonu olarak düzenlenmiştir.
Bu salonların yanı sıra müze iç ve orta bahçelerinde çeşitli
mimari ve heykeltraşlık eserleri bahçe dekoru içinde ve uyumlu
olarak sergilenmektedir. İki büyük Artemis heykeli, Eros
başı, Yunuslu Eros heykelciği, Sokrates başı, Efes Müzesi'nin
dünyaca tanınmış eserlerinden bazılarıdır.
Efes Müzesi koleksiyonlarında halen yaklaşık 50.000 eser
bulunmaktadır. Bu sayı her yıl sürdürülen arkeolojik kazılar
sonucu ortaya çıkarılan veya çevre halkının bağış yoluyla
getirdiği eserler ile artmakta, müze koleksiyonları zenginleşmektedir.
Bu eserlerin kısa süre içinde bilim dünyasının ve insanlığın
hizmetine sunulması düşüncesiyle Efes Müzesi'nde "Yeni
Buluntular Salonu" oluşturulmuştur. Ancak, bu salon
her zaman yeterli gelmemekte, diğer salonlardaki sergilemelerin
de yeni buluntular ışığında ve çağdaş müzecilik anlayışına
uygun olarak yenilenmesi gerekmektedir.
Bu anlayışa uygun olarak Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonunda
yapılan yeni düzenlemede buluntu gruplarını bir arada sergileyerek
konu bütünlüğü oluşturulması amaçlanmıştır. Salonda günlük
yaşam konusu içinde her çağdaki insan için vazgeçilmez gereksinimler
olan tıp ve kozmetik aletleri, takıları, ağırlıklar, aydınlanma
araçları, müzik ve eğlence buluntuları ve dokuma araçlarından
örnekler; ev kültü ve dekorasyonunda kullanılan heykelcikler,
imparator ve tanrı heykelleri, büstleri ve mobilyalar sergilenmektedir.
Salonun bir bölümünde Efes Yamaç Evler'den "Sokrates
Odası" olarak bilinen bir oda fresk, mozaik ve çeşitli
mobilyalardan oluşan dekoru içinde foto-mankenler ile düzenlenmiştir.
Efes Müzesi'nin müze, Efes ve Selçuk içinde yeni düzenlemeler
sonucu ziyarete açılan yeni bölümleri;
1- Arasta ve Hamam Bölümü: Müzenin orta bahçesine bitişik,
müze ile bütünlük oluşturan bölümde eski Türk kasabalarında
ticaret hayatı ve kaybolmaya yüz tutan çeşitli el sanatları
canlı olarak sergilenmektedir. Tarıma bağlı yöresel yaşamda
önemli yer tutan tahıl öğütme sistemi (değirmenler) gelişimi
ve farklı tipleri ile; bakırcılık ve gözboncuğu yapımı; Türk
çadırlarının sergilendiği bölüm içinde eski Türk yapısı ve
16. yüzyıla ait Osmanlı hamamı da restore edilerek sergi
alanında değerlendirilmiştir.
2- Ayasuluk Kitaplığı: Efes Müzesi'nin arka sokağı içindeki
eski bir Türk yapısı (14. yüzyıl) müze tarafından restore
edilmiş ve semt halkının günlük gazete veya kitap okuyabileceği
küçük bir kitaplık işlevi kazandırılmıştır.
3- Görme Engelliler Müzesi: Efes aşağı Agoradaki antik dükkânlardan
biri restorasyonu yapılarak görme engellilerin gezebileceği
bir müzeye dönüştürülmüştür. İki bölümden oluşan bu müzede
kopya ve orijinal eserler sergilenmektedir.
BERGAMA MÜZESİ
Carl Humman ve Alexander Conze yönetiminde 1878 yılında
Bergama'da başlayan arkeolojik kazıların sonucunda, 1900-1913
yıllarında
akropolde yapılan kazılar sırasında bugünkü Alman Kazı Evi
yanında bir depo müzesi yapılmıştır. Bu depo o dönemde Türkiye'deki
iki arkeolojik eser deposundan biridir. I. Dünya Savaşı nedeniyle
ara verilen Bergama'daki kazılara 1927 yılında Theodor Wiegand
başkanlığında yeniden başlanmıştır. Aynı yıl akropol kazılarına
ek olarak Asklepieion'da kazıların başlamasıyla birlikte
eserler çoğalmış ve yeni bir müze binasına gereksinim duyulmuştur.
1932 yılında Bergama'ya gelen Mareşal Fevzi Çakmak konuyla
yakından ilgilenmiş, ziyaretinden sonra yeni bir müze kurulması
için emir vermiştir. Türk-Alman işbirliği ile gerçekleştirilmesi
planlanan yeni yapı için eski bir mezarlık olan bugünkü yeri
uygun görülmüştür.
Mimarlar Bruno Meyer ve Harold Hanson tarafından planlanan
proje 1932 yılı sonunda bitmiş, İzmir Valisi Kazım Dirik'in
istemiyle 1933 yılında temel kazma çalışmalarına başlanmıştır.
13 Nisan 1934 tarihinde Bergama'ya ziyareti esnasında bir
sağlık merkezi olan Asklepieion'u da gezen Mustafa Kemal
Atatürk, müze binasının yapımının da devam ettiğini görmüştür.
Yapımı tamamlanan Bergama Müzesi 30 Ekim 1936 tarihinde,
İzmir Valisi Fazlı Güleç tarafından ziyarete açılmıştır.
Müze binası, geniş ve etrafı galerilerle çevrili enlemesine
yerleştirilmiş dikdörtgen bir avlu ile bu avlunun arkasında
yine enlemesine yer alan dikdörtgen teşhir salonundan oluşmaktaydı.
Avlunun galerileri açık hava müzesi için uygun olduğundan
eserler burada sergilenmiştir.
1924 yılında Bergama Halk Evi binasında Etnografya ve Arkeoloji
Müzesi'nin faaliyete geçmesiyle birlikte arkeolojik eserler
de yeni müze binasına taşınmıştır. Etnografik eserler ise,
ek binanın yapımından sonra, 1979 yılında, bugünkü müze binası
içine alınmıştır. Yapılan ek bina, avlu ve teşhir salonunun
bulunduğu kısmın yanına enlemesine yerleştirilmiş dikdörtgen
planda olup girişi avludan salona açılan bir kapı ile sağlanmaktadır.
Müzenin boş bırakılmış olan diğer yanı ile arka kısmına da
sonradan depo, laboratuar, fotoğrafhane, arşiv gibi birimler
eklenmiştir.
Müzedeki Erken Tunç Döneminden Bizans Dönemine kadar değişik
dönemlere ait arkeolojik eserlerin çoğu Bergama ve çevresinde
yapılan kazılardan çıkmıştır.
Civardaki antik yerleşimlerden çıkan buluntular içinde Pergamon
heykeltraşlık ekolüne ait örnekler, Pitane ve Gryneion'dan
gelen Arkaik Dönem buluntuları, Myrina terracottaları dikkat
çekmektedir. Etnografya bölümünde bölgeye ait halı, kilim
(Yuntdağ, Yağcıbedir, Kozak Bergama dokumaları), kumaş dokuma
örnekleri, el işlemelerinin yanı sıra Anadolu'nun diğer yörelerine
ait el emeği eserler de sergilenmektedir.
ÇEŞME MÜZESİ
Çeşme İlçesi'nin görülmeye değer tarihi ve kültürel değerlerden
biri de Çeşme Kalesi'dir. Çeşme Kalesi Sultan II. Beyazıt
Döneminde 1508 yılında inşa edilmiştir. Aydın Valisi Mir
Haydar tarafından
Mimar Ahmet oğlu Mehmet'e yaptırılmıştır.
Günümüze kadar çok iyi bir şekilde korunarak gelen kale
içinde Çeşme Arkeoloji Müzesi yer almaktadır. Çeşme Müzesi
ilk defa 1965 yılında İstanbul Topkapı Müzesi'nden getirilen
silahlarla silah müzesi olarak ziyarete açılmış olup, 1984
yılına kadar böyle devam etmiştir. Müzede bulunan silahlar
salondaki aşırı nemden dolayı oksitlenerek bozulmaya başladığından,
İzmir Arkeoloji ve Ödemiş müzelerine devredilmiştir. Aynı
teşhir salonu düzenlenerek 1964 yılından beri devam eden
Ildırı (Erythrai) antik şehrinde yapılan kurtarma kazılardan
elde edilen eserler sergilenmektedir.
Pişmiş topraktan yapılmış olan tanrı ve tanrıça heykelleri,
büstler, mermer heykeller, gümüş ve bronz sikkeler, altın
varak, amphoralar gibi eserler sergilenmektedir.
Ayrıca Ildırı köyünde bulunan Erythrai antik şehrinde yapılan
kazı ve araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılan askeri ve
sivil yapıları bulundukları yerde sergilenmekte ve ücretsiz
olarak ziyaret edilebilmektedir.
ÖDEMİŞ MÜZESİ
Kuzeyde Bozdağlar ile, güneyde Aydın Dağları arasında uzanan
Küçük Menderes Nehri'nin suladığı verimli bir ovada yer alan
Ödemiş'te bir müze kurulması fikri 1974 yılında oluşmaya
başlamıştır. Eski eser koleksiyoneri olan Mutahhar Başoğlu'nun
biri 1816
m² diğeri de 956 m² olmak üzere toplam 2772 m² lik arsasını,
1975-1976 yıllarında müze binası yapılmak üzere hazineye
bağışlamış ve müzenin kuruluşuyla ilgili ilk teşebbüs böyle
gerçekleşmiştir.
Müze binasının inşaatına 1977 yılında başlanmış, 1983 yılında
da tamamlanmıştır. Ödemiş Müzesi'nin yapımından önce yöreye
ait eserler İzmir Arkeoloji Müzesi ve Tire Müzesi'nde korunmaya
alınmış bulunuyordu. Müzenin yapımını müteakip bu eserler
her iki müzeden devir alınmıştır. Diğer taraftan kronolojik
bütünlüğü sağlamak amacıyla ihtiyaç duyulan arkeolojik ve
etnografik eserler ile sikke örnekleri çeşitli müzelerden
seçilmiş ve Ödemiş Müzesi'ne intikal etmiştir.
Bodrum kat üzerine bir zemin kattan ibaret olan ve çadır
formu verilerek yapılan müze tek bir salondan oluşmaktadır.
Etnografya Müzesi olarak yapılan binada mevcut etnografik
malzemelerin yanı sıra bölgeye ait arkeolojik eserler de
teşhir edilmektedir. Arkeolojik bölümde ; çoğunluğu Eski
Tunç Çağı'na (M.Ö. 3000), Arkaik (M.Ö. 700-480) Klasik (M.Ö.
30-M.S. 395) ve Bizans (M.S. 395-1453) çağlarına ait eserler
teşhir edilmektedir. Bu eserler seramikler, idoller, keski
ve baltalar, ağırşaklar, kandiller, bronz eserler, cam eserler,
süs eşyaları, pişmiş toprak heykelcikler, mermer heykel ve
heykelciklerdir.
Bu bölümde ayrıca Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı
Dönemlerine ait 2545 adet sikke bulunmaktadır. Etnografik
bölümde; çoğunluğu Osmanlı dönemine ait çeşitli silahlar,
bakır ve gümüş eşyalar, cam eserler, süs eşyaları, el işlemeleri,
giysi örnekleri sergilenmektedir. Müzede Türkiye Cumhuriyeti
Dönemine ait el sanatlarına ilişkin örnekler de mevcuttur.
Ödemiş Müzesi'nde kolleksiyoner Mutahhar Başoğlu tarafından
hibe edilen bir grup arkeolojik ve etnografik eser ile birlikte
satın alma yoluyla elde edilenler toplam 4458'e sergilenmektedir.
BİRGİ ÇAKIRAĞA KONAĞI
Ege Bölgesi'ne özgü mimari üslubu günümüze kadar korunmuş
ender konaklardan birisidir. Konağın inşaatının 1761 yılında
Şerif
Aliağa tarafından başlatıldığı bilinmektedir. Ancak konağın
zengin, renkli ve süslemeli stili, tezyinatının 19. yüzyılın
ilk yarısında yapılmış olduğunu göstermektedir.
Üç katlı, dış sofalı, çift köşk odalı olan konağın zemin
kat duvarları taş örgü, orta ve üst kat duvarları ise ahşap
çatkı içine dolgu tekniği ile inşa edilmiştir.
Bir iç bahçesi olan konağa geniş ahşap iki ayrı kapıdan
girilmektedir. Taş plakalarla kaplı zemin katta, hizmetli,
bekçi, misafir kabul yeri, ahır ve samanlık bulunmaktadır.
Zemin kattan yukarıya tırabzanlı ahşap merdiven ile çıkılmaktadır.
Diğer katlara göre alçak tavanlı, kışın kullanılan ara katta,
beş oda ve tuvalet bulunmaktadır. Orta kat salonundan yine
ahşap, iç merdiven ile yazın kullanılan yüksek tavanlı, üst
kata çıkılır. Üst katın planı ara katta olduğu gibi açık
sofalı ve uzun dikdörtgen planlıdır. İki sekili, iki çıkmalı,
iki köşk odalıdır. Ayrıca eyvan ve taht köşk de mevcuttur.
Üst katın tavan ve duvarları, zengin bitki ve meyve motifleri,
şehir panoramaları ile süslüdür. Pencereler altta düz, üstte
kemerli vitray olmak üzere iki sıra halinde aydınlatmayı
sağlamaktadır.
18. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen ve resim stilinden
de 19. yüzyılın ilk yarısında tezyinatının yapıldığı anlaşılan
konak özellikle ahşap işçiliği ve panoramalarıyla dikkati
çekmektedir. Bu süslemeler hiç bozulmadan günümüze kadar
ulaşmıştır.
Yakın tarihe (1950) kadar konut olarak kullanılmış olan
konak daha sonra Kültür Bakanlığı'na devredilmiştir. 1977
yılında onarımına başlanan konağın çevresindeki bazı evlerin
kamulaştırılması ise 1983 yılında gerçekleştirilmiştir. İç
düzenleme ve teşhire yönelik çalışmaların tamamlanmasından
sonra konak 1995 yılında ziyarete açılmıştır. Ziyarete açık
olan bir başka yer de konağın yanı başındaki şark evidir.
TİRE MÜZESİ
Müzede taşınır kültür varlıkları iki salonda teşhir edilmektedir.
Arkeoloji salonunda M.Ö. 3500 ile M.S. 1100 yıllarına ait
heykeller, mezar stelleri, mermer masa ayakları, mermer ve
pişmiş toprak
lahitler, cam eserler, pişmiş toprak yağ kandilleri, kronolojik
sıra ile sikkeler, bronz yağ kandilleri, elektron ve gümüş
sikkeler ile pişmiş toprak heykelcik parçaları ile çocuk
heykelleri sergilenmektedir. Etnografya salonunda ise el
yazması Kur'an-ı
Kerim'ler, yazı takımları, erkek ve kadın ceketleri, karyola
örtüleri (iplik ve sim işli), çeyiz sandıkları, nalınlar,
hamam ve şifa tasları, gümüş kadın ziynet eşyaları, Avrupa
kökenli
olup Osmanlı Döneminde kullanılan seramikler, çeşitli dönem
savaş aletleri, derviş ve zaviye eşyaları, Çanakkale seramikleri,
tablolar, halılar, kilimler ve vitray pencereler sergilenmektedir. |