HÜKÜMET KONAĞI - Konak Meydanı
1868-72 yıllar arasında inşa edilmiş olan Hükümet Konağı,İzmir için
mimari özelliğinden çok,Kurtuluş Savaşı'ndaki yeri nedeniyle önemli
bir yapıdır.9 Eylül 1922 'de Türk Ordusu'nun İzmir'e gelmesi ile
Hükümet Konağı'na çekilen Türk Bayrağı adeta zafer ile özdeşleşmiş
bir görüntüdür.Bu nedenle,Konak 1970'de yandıktan sonra 1971 yılında
açılan yeni Hükümet Konağı mimari proje yarışmasında yapının,bayrağın
çekilmiş olduğu balkonlu bölümünün korunması öngörülmüştür.
1970 'lerin ortalarında tümüyle yıkılan Konak, uzun süren tartışmalar
sonucunda 1980'den sonra cepheleri orijinaline çok yakın bir şekilde
yeniden inşa edilmiştir.
SAAT KULESİ - Konak Meydanı
1901 yılında II.Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yılı için Sadrazam
Küçük Said Paşa tarafından Alman Konsolosluk Binası'nı yapan mimara
yaptırılmıştır.
25 metre yüksekliğindeki kulenin saati Alman İmparatoru II.Wilhelm
'in armağanıdır. Dört köşesinde çeşmeleri bulunan saat kulesinin
yazıtı yoktur.
MEMLEKET HASTANESİ ( Diş Hastanesi ) - Konak
1849'daki deprem ve salgında sonra Emin Muhlis Paşa İzmir'de ilk
darüşşifa'yı kurmuştu.Bugünkü hastanenin yerindeki İngiliz Mezarlığı
boşaltıldığında İngiliz Konsolosluğu arsayı hastane yapılması koşulu
ile,Osmanlılar'a vermişti.1951'de Padişah'ın izni ve halkında bağışları
ile bu arsada İzmir'in ilk müslüman hastanesi (Guraba-i Müslümin
) kuruldu.1897'de artık yetersiz kala hastaneye cephane depolarının
bulunduğu arsa da tahsis edildi.1903'te o dönem için tam teşekküllü
sayılabilecek bir hastane oluşturuldu.1913'te İdare-i Vilayet-i Umumiye
Kanunu ile İzmir Memleket Hastanesi adını alan kurum,1950'de İzmir
Devlet Hastanesi oldu.
Bir süre Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni de barındıran bina,Devlet
Hastanesi'nin 1982'de yeni yerine taşınmasından sonra 1985 'de İzmir
Doğumevi olarak kullanıma açıldı.
KADİFEKALE
M.Ö. 541'de Pers kralı Krüs'ün, Lidya kralı Krezüs'ü yenmesi ile
başlayan Pers egemenliği İskender'in M.Ö.334'de Ege kıyılarına çıkışına
kadar tüm İyon yerleşimlerinde devam etmiştir. İskender'in Anadolu'ya
çıkışı ve Pers egemenliğine son vermesi üzerine bölgede Helenistik
dönem başlar. (M.Ö. 334-133) Helenler beraberlerinde kendi şehircilik
anlayışlarına uygun şehirleşme projeleriyle gelirler. Helenlerin
istediği, Efes, Bergama, Rodos, İskenderiye gibi zamanın ticarette
ve liman işletmesinde ileri gitmiş şehirleri ile boy ölçüşebilecek
bir şehirdir. Böylece bir şehrin eski İzmir'de kurulması hem konum
ile hem de alanın küçüklüğü nedeniyle imkansızdı. Bunun üzerine İskender,
bugün Kadifekale olarak bilinen Pagos tepesi ve eteklerine yeni şehri
kurmayı düşünür. Bu yeni İzmir'in kuruluşunda İskender'in Pagos Tepesinde
gördüğü rüyanın yorumuna dayanmak yerine, dönemin deniz ve karada
gelişen ticari potansiyelinin gelişmesinin dayattığı zorunluluk nedeniyle
burada kurulmuş olduğuna inanmak, günümüz için çok daha bilimsel
bir yaklaşımdır. İskender'in ölümünden sonra generalleri arasında
ortaya çıkan çekişme nedeniyle proje bir süre sürüncemede kalır.
Nihayet, rakibi general Antiganos'u M.Ö.302'de öldüren Lysimachos
yeni İzmir'in kuruluşunu gerçekleştirir. Şehri Pagos tepesi ile İç
Limana bakan yamaçlarda kurmaya başlar. Böylece 400 yıl önce Lidyalıların
istilası ile yurtlarından edilen Meles Çayı etrafında küçük köysel
yerleşimlerde yaşayan Homeros'un hemşehrisi İzmirliler, İzmir'e gelip
yerleştiler.
Kaynakların bazılarında Pagos tepesinde Lysimachos öncesinde Leleglerce
kurulu bir yerleşim bulunduğu ve depremle yerle bir olduğu, Lysimachos'un
burayı tamir ederek yeni İzmir'i kurduğu belirtilse de yapılan kazılarda
bu düşünceyi destekler buluntuya pek rastlanamamıştır. Bulunan eserler
Helen, Roma ve Osmanlı Türk uygarlıkları karakterlerini taşımaktadır.
Akropol kalıntılarının temel bölümünde Helenistik, yükselen duvarlarda
ise sıra ile Roma ve Bizans etkisinin gözlendiği kazı sonuçlarında
belirtilmektedir. O dönemde şehrin saldırılara sürekli maruz kalması,
sürekli savaşlar yüzünden güvenli surlarla çevrilmesi gereği vardı.
Bunun üzerine bugün Kadifekale'de izlerine rastlanan Akropol'den
itibaren birisi Basmane (Sart yolu) diğeri Eşrefpaşa (Efes yolu)
üzerinden denize inen iki sur yapılır. Anadolu ticaretinde, dönemin
en büyük potansiyeline sahip olan İzmir, su kemerleri, gimnasion'u,
stadyumu, tiyatrosu ve agorası ile son derece gelişmiş ve düzenli
bir kent olarak imar edilir. Pagos'ta yer alan tiyatro 16000 kişilik
olup, kuzeye bakan seyirci tribünü denize karşı romantik ve muhteşem
bir manzara sunar. 1638'e kadar tiyatronun duvarlarının ayakta olduğu
bilinmektedir. Tiyatroda Claudius adına bir kitabenin bulunuşu Roma
döneminde onarım gördüğünü kanıtlamaktadır.
Lysimachos'un başlattığı yeni İzmir şehirleşmesinin yayıldığı yamaçlar
iç limana uzanıyordu. O dönemde iç liman, bugünkü Başdurak Camii
ile Hisar Camii arasını kapsıyor ve agoraya kadar uzanıyordu.
Strabon'a göre de şehir bu iç limana ve denize tümüyle hakim bir
konumda bulunuyor ve hatta iç liman ağzı zincirle kapanıyordu. Birbirini
dik kesen ve kemerlerle süslenmiş sokaklarıyla, stadyumu topluma
açık meydanları ve agorasıyla şehir çok düzenli bir plan çerçevesi
içinde kurulup gelişmiştir. Kale içerisinde kanallar ve depo yeralmaktadır.
Bu kanallar ve deponun saldırılar esnasında şehrin su ihtiyacını
karşılamak amacına yönelik olduğu sanılmaktadır. M.Ö. 178 depreminde
tüm şehrin yıkılması ve iç limanın da kısmen kapanmasına rağmen Roma
İmparatorluğunca İzmir'in taşıdığı önem gereği kısa sürede tüm yapılar
eskisinden daha iyi bir şekilde onarılır yada yeniden yapılır
Ortaya çıkan yapılar artık Helenistik bir karakter değil Roma damgası
taşır. İzmir'in iç kalesi olarak işlev gören Pagos Tepesi 1317'den
bu yana Türklerin elindedir. 1079'da Selçuklu Sultanı Kutalmışoğlu
Süleyman Bey tarafından ilk kez ve ardından 1081'de Çakabey tarafından
alınan İzmir, 1317'ye kadar zaman zaman bir Bizanslılar, bir Türkler
tarafından alınır. Nihayet bu tarihte Aydınoğlu Mehmet Bey Kadifekale'yi
kesin olarak bir daha geri verilmemek üzere alır.
18. yüzyıla gelinceye kadar yerleşim yeri olarak kullanılmayan Kadifekale
zamanla harabeye dönüşür ve bu yüzyıldan itibaren de taşları alınıp,
aşağıdaki şehirleşmede kullanıldığından, tiyatro stadyum gibi büyük
yapılar yok olmuştur. Bugüne belli belirsiz izleri gelebilmiştir.
18. yüzyıldan sonra Kadifekale tekrar yerleşime açılır; camiler,
sarnıç ve yollar ile Osmanlı Türk karakterli yapılaşmalar görülür.
Bugüne kadar bu devrin eserlerinin kalıntıları belirsiz olarak gelebilmiştir.
Çünkü bu devrin eserleri, gerekse antik kalıntılar, doğal tahribatın
yanı sıra çok yoğun iskan nedeniyle sıkışıp kalmıştır.
MİLLİ KÜTÜPHANE ve MİLLİ SİNEMA - Konak
İzmir Milli Kütüphanesi ,İzmirli Avukat Kadızade İbrahim Bey'in
öncülüğü ile 1911 yılında kurulmak istenmiş,mali yetersizlikler sonucunda
kütüphanenin açılışı bir yıl sonraya kalmıştır.23 Haziran 1912 tarihinde
Beyler Sokağı'nda Salepçizade Konağı'nın selamlık bölümünde hizmete
giren kütüphanenin bugünkü binasına taşınması ise uzun yıllar almıştır.Kütüphanenin
açılışından kısa bir süre sonra valilik,kütüphane ve ona gelir sağlamak
amacıyla planlanan sinemanın tesisi için arsa bulmuş hatta duvar
inşaatını bitirmesini sağlamıştı.O dönemde sinemanın yanındaki bina
patinaj salonu olarak düşünülmüş,kütüphane için ise Bahri Baba Parkı'nda
bir yer ayrılmıştı.Bu yapı da temel üstüne kadar inşa edilmişti.Ancak
Balkan Savaşı ve işgal yılları inşaatın durmasına neden olmuştu.1922'den
sonra öncelikle sinemanın inşaası ele alındı ve o zamana kadar birikmiş
olan 23.000 TL. ve sinemanın işletmesini altıaylık peşin kira karşılığı
45.000 TL. 'na üstlenen İpekçi kardeşlerin yardımı ile Milli Sinema
( Elhamra Sineması ) 1926 yılında hizmete açıldı.Milli Kütüphane
29 Ekim 1933'de Cumhuriyet'in 10.yıl şenliklerinde hizmete açıldı.
PASAPORT İSKELESİ - Alsancak
1867 'de başlayan İzmir Limanı inşaatının bir bölümünü oluşturan
Pasaport Rıhtımı 1876'da Fransız Guiffray şirketi tarafından ve İngiliz
mühendislerin projelerine göre bitirilmişti. 1884'de kurulan İzmir
Körfezi Osmanlı Vapurları Hamidiyye Anonim Şirketi, Karşıyaka, Alaybey,
Osmanzade, Turan, Bayraklı, Pasaport, Konak, Karataş, Salhane ve
Göztepe Vapur iskeleleri arasında 8 gemilik bir filo ile hizmet veriyordu.Eski
bir kartpostalda Debarcadere Et Bureau Passeports (iskele ve pasaport
bürosu) olarak belirlenen yapının 1884'den önce inşa edilen bu ilk
yapı olması gerekmektedir. Günümüzdeki pasaport iskelesi ise örneklerine
Cumhuriyet'in ilk yıllarına rastladığımız Osmanlı ve Selçuk mimarlığından
esinlenen I.Milli Mimari stilindedir. Bu yapının halen iskelenin
cadde üzerindeki kanadında yer alan Kantar Polis Karakolu göz önünde
bulundurulacak olursa Halil Rıfat Paşa'nın yaptırdığı karakolun Kantar
Dairesi olması muhtemeldir.
ALSANCAK GARI
Robert Wilkin adlı İzmirli İngiliz Tüccar ile dört ortağı 1855'de
İzmir-Aydın demiryolu için imtiyaz talebi ile Osmanlı Hükümetine
başvurmuş ve 1856'da imzalanan sözleşme ile bu imtiyazı almışlardı.1857'de
şirket el değiştirmiş ve İzmir'den Aydın'a Osmanlı Demiryolu adını
almıştı.1857'de Vali Mustafa Paşa döneminde temeli atılan demiryolunun
başlangıcında yer ala Alsancak (o günkü adıyla Punta) Garı,1858'de
hizmete açıldı.
BORSA SARAYI - Gümrük
1891'de kurulan ve Türkiye'de ilk ticaret borsası olan İzmir Ticaret
Borsası,1919'a kadar bugün Gümrük Posta Müdürlüğü olan yapıda,işgalden
sonra Gümrük'teki bir fabrikada, kurtuluştan sonra ise Meyveter Sokakları'ndaki
değişik yapılarda etkinlğini sürdürmüştür. 1928'de özel olarak inşa
edilen ve halen kullanılmakta olan Borsa Sarayı'na taşınmıştır.
Sivri kemerler,bitkisel motifli alçak kabartmaları,sütunçe(sathe
sütun) ve kabaraları(yarım küre şeklinde kabartma) ile İzmir Borsa
Sarayı,Osmanlı ve Selçuk Mimarisi'nden esinlenmiş olan I.Milli Mimari
döneminin İzmir'deki en önemli örneklerinden biridir.
ATATÜRK MÜZESİ - Alsancak
Hıristiyan bir halı tüccarına ait olan I.Kordon'daki bu ev 1922'de
terkedilmiş ve bir süre Türk Orduları'nın karagahı olarak kullanılmıştır.Daha
sonra yapıyı kiralayan Naim Bey burada 1926'ya kadar bir otel (Naim
Palas) işletmiş ve Mustafa Kemal bu dönemde İzmir'e gelişlerinde
Naim Palas'ta kalmıştır.1926'da İzmir Belediyesi yapıyı eşyalar ile
birlikte satın alarak Mustafa Kemal'e hediye etmiştir.Atatürk'ün
ölümünden sonra 1940'da Belediye tarafından kamulaştırılan yapıda
1941'de Atatürk Müzesi açılmış,bir kaç kez yeniden Atatürk Genel
Kitaplığı'nı da barındıran müze,1978'de Kültür Bakanlığı'na bağlı
İzmir Atatürk Müzesi olarak son şeklini almıştır. Yapı,dönemin (XIX
yy.sonu XX. yy.başı) balkonlu kargır İzmir evlerinin tipik bir örneği
olup,cumbası daha sonraki yıllarda balkonun kapatılması ile oluşturulmuştur.
ATATÜRK LİSESİ - Alsancak
1888'de kurulan İzmir İdadisi,Konak'ta bir yapıda öğretimine başlamış,işgalden
sonra ise bu yapı adliyeye tahsis edilmiştir. (adı geçen yapı Hükümet
Konağı'na bağlı ve şimdi yıkılmış olan eski Adliye'dir). Kuruluşundan
bir süre sonra Mekteb-i Sultani adını ala bu eğitim kurumu, 1925'de
sonra Rum Gündüzlü Kız Okulu'na taşınmıştır. Cumhuriyet'in kuruluşundan
sonra İzmir Erkek Lisesi ve Birinci Erkek Lisesi adıyla anılan okul,
1942'de İzmir Atatürk Lisesi adını almıştır.
AGORA
İzmir'in Namazgah semtinde bulunan Agora, mevcut görünümüyle Roma
dönemine aittir. Agora antik dönemlerde politik toplantıların ve
halkın alışveriş yaptığı bir yerdir. İzmir Agora'sı yalnız alışveriş
için bir Pazar yeri değil, ticari olmaktan çok, bir devlet agorası
görünümündedi.İzmir M.S.178'de depremle yerle bir olunca, İmparator
Marcus Aurelius'un özenli çalışmalarıyla bugünkü agora yeniden inşa
edilmiştir.
Günümüze kadar aralıklarla yapılan kazılarda büyük bir bölümü açığa
çıkarılan İzmir Agora'sının dikdörtgen formda, ortada geniş bir avlu
etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş, üç katlı ve önünde
merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Bugün İzmir
Arkeoloji Müzesi'nde teşhir edilen Poseidon-Demeter ve Artemis'ten
oluşan kabartma grubu Kuzey Kapısı'nda bulunmuştur.,
ASANSÖR - Karataş
Karataş semtinde,Mithatpaşa Caddesi'nden yaklaşık 40 metre yükseklikteki
Halil Rıfat Paşa Caddesi'ne çıkan Asansör, 1907 yılında Nessim Levi
tarafından yaptırılmıştır.Asansör'ün giriş kapısı üzerindeki yuvarlak
madalyon içindeki kitabede bulunan " Ascenseur Construit par
Nessim Levi, 1907 ) yazısı konuya açıklık getirmektedir.Tescil fişinin
yaptırılan hanesinde yer alan bu isim,daha sonraki metinde asansörü
yapan usta olarak tanımlanmaktadır.
1942 yılında Şerif Remzi Reyent'e satılan Asansör,onun ölümü üzerine
yeğeni Ayla Hanım'a kalmış,Ayla Hanım ise 1977 yılında Belediye'ye
bağışlamıştır.Asansör Kulesi'nde 2 asansör bulunmaktadır.Bunlarda
soldaki buharla,sağdaki ise elektrikle çalışmaktadır.1985'de gerçekleştirilen
restorasyonda her iki asansör de elektirikle çalışmak üzere düzenlenmiştir.Mithatpaşa
Caddesi girişinde holün solunda hidrolik kazan kazan dairesi yer
almaktadır.Eskiizmir'lilerin söylediklerine göre asansör buhardan
önce su gücü ile çalıştırılmış.Halil Rıfat Paşa Caddesi seviyesinde
Asansör'ün solunda makine dairesi yer almaktadır.Ayrıca,istinat duvarı
içinde de kullanılan mekanlar bulunmaktadır.Asansör'ün Halil Rıfat
Paşa Caddesi'ne ulaştığı yerde demir konsollar ile taşına ahşap bir
balkon bulunmaktadır.Balkonun dökme demir korkuluklarının o dönemde
İzmir ve İstanbul'da çok sık kullanılan motifleri taşıması ilgi çekicidir.Kule,taş
olan ilk bölümden sonra tuğla olarak yükselmekte ve balkona kadar
iki kademede ufalmaktadır.Balkonun üzerinde kalan bölüm ise daha
ufaktır.
MİTHATPAŞA SANAT ENSTİTÜSÜ
Mithatpaşa tarafından 1881'de,Askeri Hastane Sahil Sıhhiye Karantina
Tahaffuzhanesi yakınında kurulan İzmir Islahhanesi,mahkumlara daha
iyi koşullar sağlama amacını güdüyordu.Daha sonra öksüzlere ait Mektebi
Sultani olan kurum bugünkü binasına geçtiği II.Abdülhamit döneminde
Hamidiyye Sanat Mektebi adını almıştır.Yıllar geçtikçe yeni atelyeler
de eklenen okul,1927 ve 1928 Beynelmilel Birinci ve İkinci 9 Eylül
Sergileri'ne ( ki bu sergiler daha sonra Uluslararası İzmir Fuarı'na
dönüşmüştür)ev sahipliği yapmıştır.
ETNOGRAFYA MÜZESİ
1891 'de kurulan ve Piçhane adıyla bilinen bu yapı 1831 yılında
vebalılar için St.Rock Hastanesi olarak inşa edilmişti.Bizans mimarisinin
süsleme özelliklerinden izler taşıyan bu neo-klasik yapı,1845 yılında
Fransızlar tarafından onarılarak fakir hıristiyanların bakımına ayrılmıştı.Daha
sonraları Hıfzısıhha Müessesesi ve Sağlık Müdürlüğü olarak ta kullanılan
Piçhane,1984 yılında Etnografya Müzesi olarak yeniden düzenlenmek
üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilmiş ve 1987 de hizmete
girmiştir
GÜMRÜK POSTA MÜDÜRLÜĞÜ
1891'de kurulan İzmir Ticaret Borsası,1919'a kadar bu yapıda etkinliğini
sürdürmüş,işgalden sonra 1921'de ise Yuna Milli Bankası'nın kullanımına
ayrılmıştır.1922'den sonra İzmir Merkez Postanesi ve Paket Postanesi
olan yapı,halen Posta Gümrük Müdürlüğü'nü barındırmaktadır.İzmir'deki
XIX yy.sonu XX yy.başı kagir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının
özellikle dövme demir parmaklık ve korkulukları ile kapı saçağı Art
Nouveau stilindedir.
VAKIFLAR BANKASI
Çatalkaya Hanı 1931'de Mimar Mühendis Kemal Bey tarafından yapılmıştı.1938'de
Vakıflar İdaresi'nin eline geçen yapının Cumhuriyet Bulvarı kanadında
halen Vakıflar Bölge Müdürlüğü TC.Vakıflar Bankası T.A.O. Ege Bölge
Müdürlüğü ve Vakıflar Bankası İzmir Şubesi,Şehit Fethi Bey Caddesi
ucunda ise kiralık dükkanlar ve bürolar bulunmaktadır.Yapı,I.Milli
Mimari ve Art Deco stillerinin özelliklerini taşımaktadır.
ZİRAAT BANKASI
İzmir Ziraat Bankası 1930'da yapılmıştır.Hem I.Milli Mimari hem
de Art Deco stillerinden izler taşıyan yapı,camlı tavanlı banka holü,özel
bir duvar sistemi olan kasa dairesi ve ağır kapılar ile banka mimarisinin
ilginç örneklerindendir.
OSMANLI BANKASI
1926'da Mimar G.Mongeri tarafından yapılan İzmir Osmanlı Bankası,I.Milli
Mimari dönemi yapılarındandır.Camlı tavanlı banka holü,cephe süslemeleri
ve üstü kapalı bir teras olarak projelendirilmiş olan en üst katı
ile yapı,aynı mimara ait olan ve Ankara'da buluna Osmanlı Bankası'nın
bir benzeridir.Teras katı son yıllarda yapının mimari karekterine
yabancı kalan doğramalar ile kapatılmış,özgün projede banka ile birlikte
tasarlanmış olan komşu parseldeki işhanı ise sonradan yıkılarak yerine
bir şube binası inşa edilmiştir.Banka kapısı da son yıllarda yıkılarak
değiştirilmiştir.
DÖNER TAŞ SEBİLİ - Tilkilik
Tek kubbeli kare planlı bir XIX yy. başı yapısı olan Döner Taş Sebili
Osmanzade Yokuşu ve Anafartalar Caddesi'ne baka cephelerinde yer
alan Barok tarzı mermer süslemeleri ile ünlüdür.Sebilin üzerinde
yer alan kitabelerinde yaptıran kişi ile ilgili kayıt bulunmamakla
beraber 1229(1814) tarihi görülmektedir.İzmir Tarihi Yazarı H.Gültekin'in
bu sebili Osman-zade 'nin yaptırdığı konusunda kaynak vermeden ileri
sürdüğü görüş M.Aktepe tarafından vakfiyeler üzerinde yapılan araştırmada
bir dereceye kadar açıklığa kavuşsa da kesinlik kazanmamıştır.
|